Ahsen-ül Amel
Ahsen-ül Amel

KUTLU DOĞUM: SİYER ve NİYAZ | Siyer-i Nebi

Fil Olayı’nın gölgesinde gerçekleşen Kutlu Doğum’u; siyer, tefekkür ve bir niyaz şiiriyle birlikte okumak.

Dikkat ederseniz, önceki dört bölümde yazdığım yazılar, aslında bir Siyer-i Kâbe gibiydi. Çünkü Kâbe her zaman oradaydı; her zaman bir amaç için vardı. Ve artık o amacın yerini bulma zamanları geliyordu. Üstelik Kâbe, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) gelmeden önce de merkezdeydi; O’nun risaletiyle birlikte ise merkezin bizzat kendisi oldu. Bugün de hâlâ yönümüzü, kıblemizi, maksadımızı ve kavuşma arzumuzu belirleyen aynı merkez olarak duruyor. Bu nedenle Siyer-i Nebî’yi, Kâbe’den ayrı düşünmek istemedim. Zira bu bakış, Siyer-i Nebî’yi yalnızca bir dönemle sınırlamaz; onu dünya tarihinin başına bağladığı gibi, Kâbe var oldukça, dünya tarihinin sonuna da bağlar.


"Fil Olayı" Mekke'lileri sevindirmişti. Bu olay, şehrin ve Kâbe'nin Allah tarafından korunduğunu göstermişti. Herkes huzurlu ve mutluydu. Belki hüzünü devam eden tek bir hane vardı. Bu olaydan henüz kısa bir süre önce; evladı vefat etmiş bir babanın, eşini ve karnındaki çocuğun (a.s.m.) babasını kaybetmiş bir annenin yuvası.

Abdülmuttalib'in Oğulları ve Abdullah

BÖLÜM 4: Kutlu Doğumdan Öncesi yazısında geçtiği üzere, Zemzem Suyu'nun bulunduğu sırada Abdülmuttalib'in bir andı vardı. Eğer 10 erkek evladı olursa, birini Kâbe yanında kurban edeceğini söylemişti. O zamanlar kendisi de genç, Mekke reisliği yok ve sadece bir oğlu (Hâris) vardı. Belki bunu uzak ve ihtimal dışı görmüştü, bilemeyiz.

Fakat aradan geçen zamanda 6 hanımından 10 erkek çocuğu dünyaya geldi. Bunlar genel kabul olarak büyükten küçüğe;

  1. Hâris
  2. Zübeyr
  3. Haccâc
  4. Mukavvim
  5. Dirâr
  6. Ebû Tâlib (asıl adı: Abdümenâf)
  7. Abdullah (Rasulullah'ın babası)
  8. Abbâs
  9. Hamza
  10. Ebû Leheb (asıl adı: Abdüluzzâ)

(Nakledildiğine göre) rüyasında, verdiği söz ona hatırlatıldı. Böyle olunca, sözünü yerine getirmeye karar verdi. Tüm oğullarını Kâbe yanında topladı. Etrafta meraklı bakışlar ve ciddi itirazlar da vardı. Daha o anda Abdülmuttalib'in bunu yapması hoş görülmemişti. Üstelik kura çekilince, Abdülmuttalib'in çıkmasını istediği en son isim kurada çıkmıştı: Abdullah.

Abdullah, mizacı gereği hem Abdülmuttalib'in ve aslında Mekke eşrafının da çok sevdiği, 16-17 yaşlarında bir gençti. Kurada onun ismi çıkınca Abdülmuttalib'in hüznü şiddetlendiği gibi, çevresindeki itirazlar da şiddetlendi. Abdullah'ın başına bunun gelmesini, çevredekiler de istemiyorlardı. Abdülmuttalib'i durdurmak için "Bu nasıl olur? Sen ki, Mekke'nin büyüğüsün; böyle yaparsan, sonra herkes senin yaptığını yapmaz mı? Herkes oğlunu kurban ederse, bizim de soyumuz kesilmez mi?.." dediler. Bunun üzerine çare ararken; yeni bir kura çekmeye karar verdiler. Bu sefer Abdullah ile 10 deve arasında kura çektiler, kura yine Abdullah'a çıktı. 10'ar artırarak aynı kuraya devam ettiler ve her seferinde kura Abdullah'a çıktı. Deve sayısı 100 olunca kura develere çıktı ve bu sonuç ile tüm Mekke sevindi. Abdullah yerine 100 deve kurban edilerek dağıtıldı.

Bu nezrin yerine getirilmesi ardından Abdülmuttalib, oğlu Abdullah'ı hemen evlendirdi. En münasip olarak da, en yakın komşusunun kızı Amine bint Vehb annemiz ile evlendirdiler. Abdullah da, Amine de Mekkenin soylu ailelerinin evlatlarıydılar.

Evlilikten çok kısa bir süre sonra; hem Mekke geleneklerine göre yaşının gelmesi hem de evlenmiş ve geçim sorumluluğu almış olması nedeni ile, Abdullah da ticaret kervanına katılmak istedi. Evliliğinden sonraki birkaç hafta içinde Şam'a doğru yola çıkacak bir ticaret kervanı vardı. Kendisi de katılmak üzere hazırlıklarını yaptı.

Abdullah ticaret kervanına katıldı, Şam'a ulaştı ve biraz kâr da etti. Kervan ile geri dönerken, yolda hastalandı. Hastalığına ancak Medine'ye gelebilecek kadar dayanabildi. Medine'de akrabalarının yanında dinlenirken, belki eşinin hamile olduğunu öğrenemeden, vefat etti.

Haber Mekke'ye ulaştığında herkes hüzne boğuldu. Amine de kayınbabası Abdülmuttalib'in himayesine girdi. BÖLÜM 4: Kutlu Doğumdan Öncesi yazısında işlenen "Fil Olayı" da bu hüzün ortamı devam ederken gerçekleşti.

kabe, kutlu doğum

Kutlu Doğum

Rivayetlere göre, Fil Olayı'nın yaşanması henüz 2 ay dolmamıştı (genel kabul 52 gün). Abdülmuttalib, Hz. Amine annemize sahip çıkıyordu ama eskisi kadar kâr getirecek malı yoktu ve ticaret yapamadıkça eski zenginliği de kalmamıştı. Çünkü daha 1 yıl geçmeden, Abdullah yerine 100 deve kurban etmiş ve Fil olayından sonra Ebrehe'den geri aldığı 200 deveyi Kabe hürmetine kendisi hibe etmişti. Belki Allah öyle olaylar silsilesi göndermişti ki; Resulü'nün fakir ve yetim bir ailede doğmasını murad etmişti. Çünkü Allah katında üstünlük çok mal ve çok soyda değildi. Böylece Allah, "alemlere rahmet" olarak göndereceği kulunu (a.s.m.); mal ve soyla değil, iman ve ahlâkla yücelmenin canlı bir şahidi kılacaktı.

“Ne mallarınız ne de evlatlarınız sizi bize yaklaştırır. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesnadır.”Sebe Suresi, 37

Abdullah'ın vefatından sonra geçen zaman, Allah'ın mucizevi yardımı ve bir evlada (a.s.m.) kavuşacak olmanın heyecanı; içlerinde bulundukları hüznü bir nebze olsun rahatlatmıştı. Duaları, heyecanla bekledikleri o evlada (a.s.m.) sağlıklı bir şekilde kavuşmaktı. Üstelik kavuştular! ve öyle olaylar yaşadılar ki sevinçleri hüzünlerini de dağıttı.

Rivayetlerde o gece, hane içinde yaşananlar:

  • Hz. Âmine annemiz, kendinden çıkan ve her yeri aydınlatan bir nur gördü. Öyle ki Şam'ı bile sezebiliyordu.
  • Doğum anı çok kolay geçti.
  • Evde hissedilen çok büyük bir huzur ve güzellik vardı.

Rivayetlerde o gece, hane dışında yaşananlar:

  • Gökte yeni bir yıldız doğdu. Üstelik yeni bir peygamber gelişinin işareti olarak bekleyen farklı din adamları, bunu farkettiler.
  • Dünyayı aydınlatan, anlık bir nur ve parlaklık görüldü.
  • O güne kadar görülmemiş çok sayıda ve parlaklıkta yıldız kaymaları oldu.
  • Kabe'nin içinde bulunan pek çok put domino taşı gibi devrildi ve hasar aldı.
  • Aşırı kibirli ve mutlakiyetçi bir hükümdar olan Kisrâ’nın (İran hükümdarının) Medâin’deki sarayında bulunan burçlardan on dördü yıkıldı.
  • İranlıların (Mecusilerin) asırlardır sönmeden yakmaya devam ettiği ateşi söndü. Bu ateş belki 1000 yıldır aktif tutuluyordu.
  • Yine mecusilerin kutsal su havzası olarak takdis ettiği Save gölü kurudu.

Aşağıdaki anlatılar ise, siyer sevgisinin ve manevî heyecanın ürünü olarak zamanla yaygınlaşmıştır; ancak hadis ve siyer usûlü açısından sahih kabul edilmemiştir:

  • İblis yenildiğini anladı ve bir çığlık attı.
  • Melekler geldi, Efendimizi (a.s.m.) nur ile yıkadı ve “Korkma, sen bu ümmetin efendisini doğurdun” dedi.
  • Doğduğu zaman "Ümmetim, Ümmetim" diye mırıldandı.

Bu kutlu doğumun haberi tüm kainatta sevinçle yayılması yanında; aslında bu mucizevi olaylar ile bir pergamber arayışında olan ehl-i kitaba işaret verildi. Ayrıca gelecek olan peygamberin en büyük görevini haber edercesine, putperestliğe bir meydan okundu.

Bir Niyaz

Buraya kadarki yazılarda, aynı olayları genel siyer anlatısından biraz farklı aktarmayı özellikle tercih ettim. Çünkü bu anlatıların bizlerde hikmetli tefekkürler açmasını istedim. Bir tefekkür meyvesi olarak da, içimden bu kutlu doğum ile alakalı bir şiir yazmak geldi. Bu yazıyı, şiir ile kapatalım ve kardeşliğimize vurgu yapalım inşallah.

YENİDEN DOĞUYOR OLSAN

Keşke yeniden doğuyor olsan
Alem-i vücudumun merkezinde
Benliğimde bir hareketlilik olsa
Yine günlerden Pazartesi'nde

Nice yıllardır yaşıyorum sensiz
Küçük bir cahiliye devrindeyim
Seni en unutmuş anlarımda bile
Adını anmadan seni beklemekteyim

Aslında nice sözler çağırıyor sana
Sensiz çölleşen yüreğime vuruyor
Belki Abdulmüttalib'in kazmasıdır
Rahmetin kuyusunu içimde kazıyor

Filleri ile üzerime geliyor nefsim
Kıblemi yıkmaya kastedecek
Ebabil taşı gibi rahmetler yağmasa
İmanımı yıkıp mahvedecek

"Nerede kaldın?" Ya Rasulullah
Vicdanımın ağırlığında eziliyorum
Geçmiş yıllarımdan ve gençliğimden
Yetim kalmışlığına üzülüyorum

***

Keşke yeniden doğuyor olsan
Arz-ı vücudumun Mekke'sinde
Gelip beni de bulsaydın
Ömrümün o kutlu gecesinde

Bir heyecan sarardı vücudumu
Her zerrem sevinir olurdu
Bir değil gözlerimdeki semada
Binler yeni yıldız doğardı

Sen doğsan, inerdi nurlar
Karanlığım aydınlığa dönerdi
Sanki bin yıl yanarmış gibi
Nefsimin yanan ateşi sönerdi

Nice sufli sevgiler yerleştirdim
Kalbimdeki putlar bir bir yıkılırdı
Kibrimin sütunları kırılır zihnimde
Ve gafletin bulanık suyu çekilirdi

Yenilgiye uğrardı damarlardaki iblisim
Verdiği kuru vesvesesi sökülürdü
Gözümden yaş, gönlümden ve dilimden
"Ümmetin! Ümmetin!" hakikat dökülürdü

***

Keşke yeniden doğuyor olsan
Mekke-i vücudumun Kabe'sinde
Bir parçalanmışlık anında
Ahir zamanımın arifesinde

Daha nice alemler var sensiz
Yine senin yolunu gözleyen
Kabe'leri kalabalık içinde yalnız
Vuslat içinde seni özleyen

Utanılır olunmuş yumuşaklıktan
Diri vicdanlar toprağa gömülüyor
Akıllar, benliğin komutanı olmuş
Hakikatler su-i zan ile örtülüyor

Doğsan, alemlere rahmet gibi
Dil, kulak, göz sahabe olsa
Biter alemlerin kavgası, adaveti
İçte ve dışta kardeşlik kurulsa

Burda da şefaat et ya Rasulullah
Ümmetin ayrılık azabı hafiflesin
Şu mahşer-i dünya içinde dahi
Gönüller senin gölgende serinlesin

Yazan: Asım Sabit