Kadir Gecesi, Kur’ân-ı Kerîm’de mahiyeti açıkça tanımlanan bir gecedir. Bu tanımlar, sadece o gecenin faziletini haber vermekle kalmaz; aynı zamanda çok mühim hakikatleri de gösterir. Şimdi gelin, adım adım Kadir Suresi'ni tefekkür edelim, o geceyi, yaşanan olayları ve kardeşliğimize dokunan çok önemli bir gerçeği anlamaya çalışalım.
Şüphesiz, biz onu (bu ayetleri) Kadir gecesinde indirdik. ﴾1﴿ ve (böyle bildirilmeseydi) Kadir gecesinin ne olduğunu (tam olarak) nasıl idrak edecektin? ﴾2﴿Kadir Suresi, 1-2
Şöyle bir düşünün: Ayetin indiği o gece alışılmışın dışında bir hâl var, bu hâlin adı henüz konmamış, tüm melekler akın akın yeryüzüne geliyor ve Resulullah (sav) bu olayı müşahade ediyor. Böylece Resulullah (sav) için hem indirilen ayetlerle hem de yaşanan hâle bizzat şahit olmakla, o gecenin hakikatine idrak kapısı açılıyor.
Dolayısıyla, burada geçen “Biz onu Kadir gecesinde indirdik” ifadesi, bu tefekkür çerçevesinde yalnızca Kur’ân’ın tamamına işaret eden tarihsel bir haber olmak zorunda değildir[1]. Bu lafız, ayetlerin indiği geceyi işaret ettiği gibi, şu manaya da kapı aralar: Kadir Gecesi insanın, cinlerin ve hatta meleklerin dahi kendi başlarına tespit edebileceği bir zaman dilimi değil, ancak Allah’ın ilan etmesi ile var olan ve idrak ettirmesi ile bilinen bir gecedir.
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.Kadir Suresi, 3
Şüphesiz o geceyi diğer tüm gecelerden daha hayırlı kılan Allah'tır. Sonuçta dilediğini yükselten veya alçaltan yalnız Allah'tır. Yıl içerisinde günler ve geceler akıp giderken sadece kendisinin bildiği ve seçtiği bir geceyi, hayır bakımından yükseltiyor ve gece geçtikten sonra yeniden eski hâline döndürüyor. Sonraki ayette, tüm meleklerin yeryüzüne gelmesi ve -bir bakış açısı ile- yarattığı tüm mahlukları yeryüzünde buluşturması; bu hayrın, yeryüzü ve bu büyük buluşma ile alakalı kılındığını gösteriyor.
Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. ﴾4﴿ O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. ﴾5﴿Kadir Suresi, 4-5
Aslında bu ayetlerin lafzı, izin ile emri birlikte düşündüren daha derin bir manaya da kapı aralar. Buna göre Allah, arşın dört bir yanında görevli olan meleklere, üzerlerine verilmiş ibadet ve vazifelerden bu geceye mahsus olmak üzere izin verir. Aynı zamanda bu büyük buluşmanın gerçekleşmesini murad eder ve emreder. Böylece Kadir Gecesi’nin mübarek kılındığını ilan eden de, bu inişi mümkün kılan da Allah olur.
Melekler ise bu ilahî emri, bir zorlanma ya da isteksizlik hâliyle değil; kendilerine verilen kulluk şuurunun tabiî bir sonucu olarak yerine getirirler. Hatta, yeryüzündeki mü’minlerle buluşmayı bir lütuf ve izin olarak görür, bu sebeple büyük bir sevinç ve coşku ile inerler. Bu yönüyle ayetin tefekküri manası, “Rablerinin kendilerine verdiği izinle, bütün vazifeler arasından bu işe yönelerek inmeleri” şeklinde de düşünülebilir.
Bu noktada şöyle bir temsil vermek istiyorum: Eskiden çoğunlukla mektup ile haberleşildiği zamanlarda memleketinden uzak bir şehirde yaşayan, işini ve aile düzenini orada kurmuş, bu sebeple memleketine gelememiş bir adam olsun. Yıllar sonra bir bayram iznini bahane edip memleketine gelse, bayramı orada geçirmekle kalmaz; gelmişken tüm akrabalarına, dostlarına, komşularına ve hatta kabristanda yatan tanıdıklarına uğrar. Üstelik, "çok uzaklardan geldi ama bana da uğramadı" denilmesin diye kimse arasında ayrım yapmaz, her birine uğrayıp selamlaşır.
İşte Kadir Gecesi’nde yeryüzüne inen meleklerin hâli de buna benzer. Onlar, arşın çok uzak yerlerinden gelir; hiçbirimiz arasında ayrım yapmadan her birimize uğrar, sabaha kadar selâm ve esenlik dilerler. O hâlde bize düşen, bu mübarek misafirleri hoş karşılamaktır. Nasıl ki temsildeki adam bize gelmiş olsa, ona mükellef bir sofra kurmak ve hoş sohbetle gönlünü etmek isteriz; rızıkları ibadet, huzurları zikrullah ve ilmî sohbet olan bu mübarek misafirler için de o gece sofrayı geniş tutmak mü’min edebindendir. İlgili hadislerin bize verdiği; Kadir Gecesi’ni ihya etmek[2]; yani namazı, Kur’ân’ı, zikri ve duayı artırmak yönündeki nasihatler, belki de bu misafirliğin hakkını vermektir.

Fakat, eskiden insanlar uzak diyarlardaki hâllerini mektupla bildirirken karşısındakini üzmemek için çoğu zaman “iyiyiz, elhamdülillah” derlerdi. Yıllar sonra bir fırsat bulup memleketine dönen bu adam görse ki: Mektuplarda anlatılan huzurdan eser yoktur; kardeş kardeşe küsmüş, dostlar birbirini çekiştirir hâle gelmiş, komşuluklar bozulmuş, herkes birbirinin yükünü artırır olmuştur. O adam, sevinçle geldiği memleketinde bu manzarayla karşılaşınca derin bir mahcubiyet ve kırgınlık hisseder. “Beni böyle bir hâlle mi karşılayacaktınız?” demek ister ama diyemez.
İşte Kadir Gecesi yeryüzüne inen meleklerin hâli de buna benzer olabilir. Allah için, mümin kullarla beraber olmak niyetiyle gelen o mübarek varlıklar, anlatılan kardeşlik ile aramızda yaşanan hâl arasındaki farkı yerinde görürlerse, acaba hangi hislerle semaya dönerler, bunu hiç düşündük mü?
Bu sebeple Kadir Gecesi, sadece bireysel ibadetlerin artırıldığı bir gece değildir. Aynı zamanda kardeşliğin, affediciliğin ve kalp temizliğinin muhasebe edildiği bir gecedir. Meleklerin yeryüzüne indiği bir gecede kalplerin kinle dolu, dillerin gıybetle meşgul, sohbetlerin bir usulün diğer bir usulü eleştirmesi mahiyetinde olması; bu büyük misafirliğin ruhuna aykırıdır. Bayram için memleketine gelen bir kimsenin, akrabalarını birbirine küs ve kavgalı bulması nasıl bir hayal kırıklığıysa, bu hâller de meleklerin şahitliği altında ayrı bir vebal hâline gelir.
O hâlde Kadir Gecesi’ni ararken sadece takvimlere değil, kalplerimize de bakmak gerekir. Çünkü o gece, yalnızca gökten yere bir inişin değil; insanın kendi içine doğru bir dönüşünün de gecesidir. Melekler gelir, selâm verir ve giderler; geriye ise bizim onlara neyle karşılık verdiğimiz ve onların şahitlikleri[3] kalır. Kinle mi, kardeşlikle mi; gıybetle mi, dua ile mi… Belki de bu yüzden büyükler, “Her geleni Hızır bil, her geceni Kadir bil” demiştir. Yani mesele, misafirin çokluğu değil; onu karşılayan kalbin hâlidir. Eğer kalplerimiz biraz daha temiz, dillerimiz biraz daha sâkin, hâllerimiz biraz daha kardeşçe olabilirse ve bunu tüm yıla yayabilirsek; işte o zaman biz de Kadir Gecesi’nden nasip almış oluruz.
- Kadir Gecesi: Tüm meleklerin yeryüzüne indiği mübarek gece.
- İdrak: Bir hakikatin kalpte açılması ve fark edilmesi.
- Misafir: Ağırlamaktan memnun olduğumuz biri.
- temsil: hakikatin örnekle/benzetmeyle anlatımı
