Yasin Suresi – (Kur’an’ın Kalbi) yazısında da bahsettiğim gibi, Yasin Suresi baştan sona merhametle örülüdür. Bu ve devamındaki ayetlerde, kendilerine elçiler gönderilen bir köy halkının tutumları ve yaşadıkları; örnek, ders ve ibret olarak bizlere sunulmaktadır.
Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.Yasin Suresi, 13
Kıssanın anlatım üslubu, hem elçilerde hem de o elçilere iman eden mü’min bir adamda, o halka karşı gösterilen derin bir merhameti ortaya koymaktadır. Allah Teâlâ’nın (c.c.) bu olayı Kur’an’da son derece beliğ bir dille zikretmesi, bu merhametten ne kadar hoşnut olduğunu ve merhameti ne kadar sevdiğini de açıkça göstermektedir.
Bu ayetlerde anlatılan olayı; ayetler üzerine edindiğim tefekkürlerle birlikte, yine hikâyeleştirerek aktarmak istiyorum. Böylece hem olayın kendisi daha iyi anlaşılsın, hem içindeki merhamet açıkça görülsün; hem de inkâr üzere olan bir kavme dahi gösterilen bu merhameti öven Allah Teâlâ’nın (c.c.), mü’min bir kardeşimize göstereceğimiz merhametten —hatalı olduklarını bilsek bile— ne kadar hoşnut olabileceği daha iyi idrak edilsin.
Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onları üçüncü bir elçi ile desteklemiştik…Yasin Suresi, 14
Çoğunluk görüşe göre ayetlerde geçen “elçiler”, bir peygamber değil; o dönemde yaşayan bir peygamberin, kendi sahabeleri arasından davet için gönderdiği kimselerdir[1].
(Tefekkürüme göre) O peygamber (a.s.) bir şehirde yaşamaktadır ve etrafında kalabalık bir sahabe topluluğu vardır. Kendilerine elçi gönderilen halk ise bir köyde yaşamaktadır. Bu köy halkı, kendilerine gelen davete aşırı tepki göstermiş ve gönderilen ilk elçiyi öldürmüştür.
Normal şartlarda bir kralın veya padişahın elçisi öldürülse bu, savaş sebebi sayılır. Güçlü bir hükümdar, böyle bir durumda o halkı cezalandırmaktan ve helakete uğratmaktan çekinmez. Fakat peygamberler (a.s.) insanları helâke sürüklemek için değil, cehennemden kurtarmak için gönderilmiştir.
Bu peygamber (a.s.) de —güçlü olsun ya da olmasın— o halka karşılık verseydi, o halk doğrudan helâke sürüklenirdi. Oysa öldürülen ilk elçi şehittir ve zaten cennet ehlidir. Bu sebeple peygamber (a.s.), bağrına taş basmış ve halktan kurtarabildiği kimseler olsun diye ikinci bir elçi daha göndermiştir. Fakat köy halkı bu elçiyi de öldürmüştür.
Ah… Peygamberler, insanlığın en çileli, en bağrı yanık ve en merhametli kimseleridir. O peygamber (a.s.), buna rağmen pes etmemiş, yine merhamet yolunu seçmiş ve üçüncü bir elçi daha göndermiştir.

Peygamberin yaşadığı şehrin başka bir tarafında bulunan; gönderilen iki elçinin öldürüldüğünü duyan ve aslında o köyden çıkıp şehre yerleşmiş[2] olan mü’min bir adam da, üçüncü elçinin arkasından koşarak gelmiştir. Maksadı, halkının bir elçiyi daha öldürmesine engel olmaktır.
O adamın kavmine hitap şekli ve ikna çabası; içlerinde akrabaları da bulunan o kavme karşı taşıdığı merhameti açıkça göstermektedir. Ancak köy halkı, hem üçüncü elçiyi hem de bu mü’min adamı öldürmüştür.
Şüphesiz ben sizin Rabbinize iman ettim. Gelin, beni dinleyin!Yasin Suresi, 25
Öldürüldükten sonra bu mü’min adam da şehitler mertebesine yükselmiştir. Şehitlerin ölü olmadığı ve bizim bilmediğimiz bir tarzda rızıklandırıldıkları malumdur[3]. O da cennete yerleştirilmiş; Allah’ın vaadinin hak, cennetin ve cehennemin gerçek olduğunu bizzat müşahede etmiştir.
Buna rağmen, cennetin içinde dahi kavmini düşünmüş; merhamet etmiş ve onların sonlarının varacağı duruma acıyarak şöyle demiştir:
Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!Yasin Suresi, 26-27
Bir peygamberin, gönderdiği elçilerin ve iman eden bir kulun; kendilerini öldüren bir kavme karşı dahi gösterdiği bu merhameti öven Allah Teâlâ, elbette ki onlardan çok daha merhametlidir.
Sonu inkâr üzerine ölmekle biten[4] bir kavme gösterilen bu yumuşaklığı ve merhameti, mü’min kardeşlerimize göstermek Allah katında daha evlâ ve daha övülmeye layık değil midir?
Öyleyse bizler de, mü’min kardeşlerimizden merhameti esirgemeyelim. Ne olursa olsun aramızda bir iletişim köprüsü kurmaya çalışmaktan vazgeçmeyelim.
İnşallah. Âmin.

Yorum Gönder