Ahsen-ül Amel
Ahsen-ül Amel

KÖTÜ ZANNI GÜZELE ÇEVİRMEK - 1 (GÖREVLENDİRİLDİM)

Cemaatler arası yanlış anlamalar, “görevlendirildim” ve “ilham edildi” gibi ifadelerin arka planı, kader ve ilham kavramları üzerinden ele alınıyor.

Bir önceki “Kardeşinin Etini Yemek” yazısında da bahsettiğim gibi; Allah’ın bir kısmını açıkça haram kıldığı zanlardan sakınmak, en az diğer haramlardan kaçındığımız gibi bir hassasiyet gerektirir.

İşte bu hassasiyeti sağlamak, yani haram olan zannı güzel zanna çevirebilmek ümidiyle, cemaatler arasında tartışma konusu olan bazı meselelere değineceğim. Konu uzun olduğu için birkaç yazı hâlinde ele alacağım.

seçilmiş kişi, görevlendirilmek, kötü zan

Birinci Zan: "Görevlendirildim"

Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin “yazdırıldı, ilham edildi” gibi ifadeler kullanması veya bazı cemaat/tarikat liderlerinin “seçildim, görevlendirildim” demesi —hatta bazen Allah’ın kendileriyle konuştuğunu ima etmeleri— birçok kişi tarafından itiraza sebep olabilmektedir.

Şeytanın vesveseleri ve İslâm’ı küçük düşürmek isteyen kimselerin maksatlı yönlendirmeleri de eklenince, bazı mü’minlerin zihninde “acaba peygamberlik iddiasında mı bulunuyor?” şeklinde bir zan oluşabilmektedir.

Özel Dil ve Terminoloji

Aslında, kendi cemaatinin dilini konuşan, çoğu zaman teşbih ve mecaz kullanan bu insanların açıkça böyle bir iddiası yoktur. Kaldı ki onları takip edenler, İslâm’a iman eden, Efendimiz Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) son peygamber olduğunu bilen ve böyle bir iddiaya karşı en sert şekilde karşı çıkacak kimselerdir. Buna rağmen o kişinin arkasında saf tutmaya devam etmeleri, kendi iç dünyalarında da böyle bir iddianın bulunmadığını açıkça göstermektedir.

Bu noktada, böyle bir kötü zanna girmenin gereksiz olduğunu kabul etmeliyiz. Çünkü nasıl ki bir dili en iyi o dilin mensupları anlar; aynı şekilde bu hocaların kullandığı ifadeleri de en iyi onları uzun yıllar takip edenler anlar. Bu sözlerin ne kastettiğini doğru anlamak için, onların bulunduğu zeminde bulunmak gerekir. Bu mümkün olmadığına göre, dışarıdan yapılan yorumlar çoğu zaman hem mesnetsiz hem haksız hem de gereksiz olur.

Oysa Allah’ın (c.c.) yasakladığı zanlar, tam da bu şekilde temelsiz ve aşırıya kaçan zanlardır.

Kader Etkisi

Burada ayrıca “kader” hakikatini de hatırlamak gerekir. Kaderi tayin eden Allah’tır ve O, dilediğine verir, dilediğine vermez. Bu bakımdan “Allah bizi görevlendirdi” diyen bir kimse, kader açısından bütünüyle haksız sayılmaz. Çünkü Allah’ın lütfuyla ilim sahibi olmuş, insanlar da onun etrafında toplanmıştır.

Çevremizde nice âlimler vardır ki, ne kadar uğraşsalar da böyle bir topluluk bulamazlar; ya da zaten istemezler. Bu durum, Allah’ın dilediğine nasip ettiğini açıkça gösterir. Dolayısıyla bir kimsenin, sahip olduğu ilme ve etrafında oluşan topluluğa bakarak:

- "Demek ki Allah bana bir hizmet vazifesi verdi. Ben de buna razı olup, bu görevi en güzel şekilde yapmaya çalışacağım"

şeklinde düşünmesi onu günaha götürmez; bilakis ihlâs ile yapılırsa Allah katında değerini artırabilir. Bu yönüyle onları tenkit etmek yerine, belki de tebrik etmek ve saygı göstermek gerekir.

Nitekim Yâsin Suresi’nde geçen ve “mürselûn” olarak ifade edilen üç kişi hakkında birçok müfessir; onların peygamber değil, ismi verilmeyen bir peygamberin sahabelerinden olduğunu söylemiştir. Peygamber olmasalar bile, bir "elçi" görevi ile anılmaları; bu tür irşad hizmetlerinin Allah’ın (c.c.) nasibi, planlaması ve idaresi ile gerçekleştiğini göstermektedir.

Ayrıca bir hoca “ben seçildim” dediğinde, çoğu zaman bunu kendi cemaatine söylemektedir. Bu durum, bir padişahın bir askeri rütbe ile görevlendirmesine benzer. O görev başkasına aitken, bir başkası onu üstlenmeye kalksa, yetkili olan kişinin “Bu vazife bana verildi” demesi nasıl hak ise; o hocanın da kendi cemaatine bu şekilde hitap etmesi o ölçüde anlaşılabilir bir durumdur.

İlham ve Allah İle Konuşma

“İlham” meselesine gelince; bunun için âlim veya veli olmak şart değildir. Avamdan en ileri derecedeki velilere kadar herkes, Allah’tan bir şekilde ilham ve ikram alabilir. Aksi hâlde bir insan imanı nasıl bulacak ve nasıl muhafaza edecektir?

Hatta bazen olur ki; insan konuşurken Allah konuşturur, yazarken Allah yazdırır. Üstelik bir tevafuk ve ihtiyaç anında, birinin yanına vardığımızda "Seni bana Allah gönderdi" sözünü de sıklıkla duyarız. Ayrıca, namazda “İyyake na’budu” derken kulun Rabbi ile konuşması gibi, Allah da kimi zaman ayetlerle, kimi zaman olaylarla, kimi zaman da kalbe doğan manalarla kullarıyla konuşur. Ancak herkes bunu aynı derecede fark edemez.

İşte bu yüzden, bir hocanın kalbine gelen hakikatleri ifade ederken kullandığı bu tür tabirlerden hemen yanlış bir anlam çıkarıp kötü zanna düşmemek gerekir.

Kendi Tecrübem ve Tefekkürüm

Bu noktada, bana bu konuyla alakalı tefekkrüleri yapmama ve yazılara devam etmeme vesile olan bir tecrübemi aktarmak istiyorum. Böylece her müslümanın buna benzer tevafuklar yaşayabileceği anlaşılsın.

Blogdaki ilk 3 yazıyı yazdıktan sonra, bir Cuma sabahı, kalbimde oluşan şu düşünceler canımı sıkmıştı:

- Bu bloga gerçekten gerek var mı? Buna gerek olsa da, ben yapınca ne olacak? Yazmaya devam etmeli miyim? Bu kadar içerik arasında kim bulup okuyacak? Eğer kendim için daha faydalı amel istiyorsam; bugün Cuma namazında nafile namazlarımı da kılayım, çıkışta biraz daha fazla sadaka vereyim, daha iyi!

Bu düşüncelerle ve oluşturmuş olduğum bu bloğu yayından kaldırdıktan sonra gittiğim o Cuma namazında, tevafuk ki, hutbe şu hadisin okunmasıyla başladı:

Size nafile namaz ve sadakadan daha hayırlı bir ameli haber vereyim mi? İki kişinin arasını düzeltmektir.Ebû Dâvûd, Edeb, 50

Bu hutbe içimi rahatlattı, yazma iştiyakımı yeniden arttırdı ve bloğumu yeniden yayına aldım. Fakat o an ettiğim tefekkürlere göre, bu hutbe sadece bana değildi. Oradaki herkes, kendi hâline göre farklı bir mesaj aldı:

  • Kimi için bir dargınlığını bitirme çağrısıydı.
  • Kimi için başkalarını barıştırma tavsiyesiydi.
  • Kimi için ise ümmet içinde ayrılık sebeplerinden uzak durma uyarısıydı.

Ve bu olay bana “görevlendirildim” dedirtmedi. Ancak şunu açıkça gösterdi ve teselli verdi: İki Müslümanın arasını düzeltmek ve bu birliği koruyacak fikirlere sarılmak, Allah katında son derece kıymetlidir.

Ben de bu yüzden bunu tavsiye ediyorum.

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızda birbirimize karşı saygılı, nazik ve kardeşçe bir üslup kullanın. Yorumlarınız yapıcı, açıklayıcı ve yazının konusuyla ilgili olsun. Hakaret, küçümseme, itham, beddua, provokasyon veya tartışma amaçlı ifadeler —sitenin amacına uygun olmadığı için— yayımlanmaz. Amacımız birlikte öğrenmek, düşünceyi derinleştirmek, birbirimize faydalı olmak ve bu yolla kardeşlik duygularımızı güçlendirmektir.