Hucurat suresinde Rabbimiz (cc) biz Müslümanları "kardeş"[1] ilan ediyor. Din ne içindir? yazısında da belirtmeye çalıştığım gibi, sadece bu dünya için değil, ahiret için de cennet kardeşi olduğumuzu belirtmek istiyor.
Elbette ki; her tür lezzetin bulunduğu o sonsuz, milyonlarca yıllık cennet hayatının her anını tek başımıza geçirmeye mahkûm bırakılmayacağız. Hem bir bakın; şu dünyada hayvanlar arasında bile görüyoruz ki birçok yabancı mahlûklar içinde hemcinsini gördüğünde hemen yanına koşuyor, onunla iletişime geçmeye çalışıyor ve bundan hoşnut oluyor. Biz dahi, cennette onlarca hizmetçi huriler, melekler, mahlûklar verilse de; bizimle aynı dünyada yaşamış, Rabbi için aynı sıkıntıları çekmiş bir insan ile karşılaşmak ve onunla hem şu dünya hayatındaki hikâyeleriyle, hem Rabbinin ona verdiği lütuf ve ikramları hakkında sohbet etmek lezzetini tatmak isteyeceğizdir. Ve elbette ki; o milyonlarca yıllık hayatta, şu dünyadaki akrabalarımız yanında oraya girmiş bizden önceki ve sonraki hemen hemen tüm Müslüman kardeşimiz ile karşılaşma ve tanışma fırsatı bulacağızdır.
İşte, bizleri bu şekilde kardeş kılmak isteyen Rabbimiz (c.c.), yine Hucurat suresinde, Müslüman bir kardeşimiz hakkında kötü zanda bulunmamamız için bir temsil veriyor. O temsilde; yapılan bu kötü zannı “kardeşinin etini yemek”[2] 'e benzetiyor. Ben de bu temsili kendim anladığım şekilde açıklamaya çalışacağım.
Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! (Hucurat, 12)
- Temsildeki “kardeş” akrabalık yönden kardeştir. Kastedilen ise mü’min bir insandır ve bir mü’min insana sanki aynı anadan doğma kardeşi gibi yakınlık, samimiyet ve hoşgörü ile davranılması ve ondan bu duruma uygun şekilde bahsedilmesi gerektiğini göstermektedir.
- “Et” vücuttur, dış şekildir. Her insanın da vücudu farklıdır ve onlar o şekilde kabul edilir. Kastedilen ise bir Müslümanın kendi itikadına, fikrine göre yaptığı işler ve işlerin sonunda çevre tarafından görünen dış görünüştür. Elbette ki bu itikatlar, fikirler, mezhepler, ırklar …vs farklıdır ve bu durum da böyle kabul edilip aynı hoşgörüyü esirgemememiz gereklidir. Aramızda yargılama değil, tavsiye ve istişare gereklidir. En azından; nasıl ki kolsuz bir insan gördüğünde, durumunu yüzüne vurmaktan utanırsın ama yine de yardımcı olup gitmek ve daha fazla senin acımandan sıkılmasın diye uzak durmak istersin; bir sünneti/vacibi/farzı terk etmiş başka bir kardeşine de aynısını uygulayabilirsin.
- “Yemek”ten kasıt diline dolamaktır. Ama "et" görünür, ruh görünmez. Kalb, beyin görünür ama içinden geçenler bilinmez. İşte dıştan insanın ırkını, itikadını, mezhebini, cemaatini görürsün, anlarsın ama amellerini göremezsin, bilemezsin. İnsanları doğru yargıladığından emin olamazsın. Zina suçlaması için bile dört şahidin istendiği dinimizde, bir mü’min böyle emin olmadığı şeyi söyleyebilir mi?
- “Etini yemek” ise ölü haldedir. Ölen ise artık kendine yapılanlardan habersizdir, onun için yapılan hiçbir şeyin faydası ya da zararı yoktur ve bu yapılan boş yere yapılmıştır. Arkasından konuştuğunuz kişi de bundan habersizdir. Konuştuğunuz hiçbir şeyin ona bir faydası ya da zararı yoktur.
- “Yemek” ayrıca besin almaktır ve kendi vücudu için bir fayda görmektir. Yani bu temsilde bir kasıt da, “insanlar onun cemaatine gitmesinler benim cemaatime gelsinler, hem sevap kazanayım hem cemaatim büyüsün” diye başka cemaatin, insanların dıştan kendimizce gördüğümüz kusurlarını anlatıp durmamalıyız.
İşte, ayetin devamında belirttiği gibi, kendi ailemizden bir kardeşimizin etini yemek düşüncesi bizi tiksindiriyor ve Rabbimizin bunu açık açık yazmasının amacı da zaten tiksinmemizdir ki, başka bir din kardeşimiz hakkında kötü zanda bulunup, ona karşı kötü sözlerden, haksız ve gereksiz ithamlardan da aynen tiksinelim ve uzak duralım diyedir. Biz de uzak duralım inşallah.
- kardeşlik: kan değil, iman bağıyla oluşan birlik
- Hucurât: toplumsal ahlâkı düzenleyen sûre, Kur'ânın 49. sûresi
- temsil: hakikatin örnekle anlatımı
- etini yemek: gıybeti ifade eden Kur’ânî benzetme

Yorum Gönder