Ahsen-ül Amel
Ahsen-ül Amel

DİN NE İÇİNDİR ?

Din ne içindir? Bu yazı, dinin insanı terbiye eden yönünü, cennet anlayışını ve Müslümanlar arasında sevgi ve kardeşliğin önemini anlatıyor.

Bu soru, inanan ya da inanmayan fark etmeksizin herkesin sorabileceği bir sorudur. Elbette Allah’ın hikmeti geniştir; bu soruya pek çok yönden cevap verilebilir. Ben de bu cevaplardan sadece birini paylaşarak, özellikle Müslüman kardeşimize neden kötü bir nazarla bakmamamız gerektiğini göstermeye çalışacağım.

Kur’ân’da Allah’tan en çok “Rabb” olarak bahsedilir. “Rabb” ise terbiye eden, olgunlaştıran ve kemâle erdiren demektir. İşte Allah Teâlâ’nın kulları için bir din seçmesinin hikmetlerinden biri de insanı terbiye etmek ve ona kemâl kazandırmaktır.

Bu terbiyenin nasıl olduğunu en güzel şekilde peygamber kıssalarında görürüz. Onların Allah’a bağlılıkları, emirlerine itaatleri, ibadetlerinde sebatları, sıkıntılarda sabırları, hatalarından sonra samimi dönüşleri, tevekkülleri ve güzel ahlâkları; Rabbimizin bizden nasıl bir insan olmamızı istediğini açıkça gösterir.

din, ibadet, dua

Ne var ki çoğu zaman dinin kazandırmak istediği takvâ, ihlâs, sabır, tevekkül ve ahlâk gibi özellikleri sadece bu dünya için düşünüyoruz. Oysa din, sadece dünyayı değil, ahireti de şekillendirir. Bu dünyada dine göre yaşamak nasıl ahirette mükâfat veya cezaya sebep oluyorsa, dinin kemâl kazandırma hikmetleri de doğrudan cennete ve cehenneme bakar.

Bu noktada sıkça dile getirilen bir itiraz vardır:

- Namaz kılıp kendinizi (zevklerden) sınırlıyorsunuz ama cennette zaten her istediğinizi (şuan haram düşündüklerinizi bile) yapmayacak mısınız?

Hatta bu düşünce daha da ileri götürülerek, cennet nimetleri ve ilişkileri hakkında gayr-i ahlâkî yorumlar yapılır. Bu tür sözleri duyduğumda aklıma Allah’ın “Rabb” ismi geldi.

Çünkü Rabb olan Allah, insanı olduğu gibi bırakmaz; onu terbiye eder. Din de bu terbiyenin yoludur. İbadetler ve emirler, insanı nefsinin esaretinden kurtarıp güzel ahlâkla donatır. Böylece cennet, sadece nimetlerin olduğu bir yer değil; o nimetlere layık insanların bulunduğu bir mekân olur.

Şu halde mesele şudur: Cennet, her şeyin serbest olduğu bir yer değil; kötü arzuların zaten söndüğü bir kalbin ve mutmain olmuş bir nefsin mekânıdır.

Düşünelim:

  • Bu dünyada Allah’ı görmediği hâlde O’nun korkusuyla haramlardan sakınan bir insan; ahirette O’nun azametini gördükten sonra aynı şeyleri, bu sefer cennette isteyebilir mi?
  • Yine bu dünyada Allah sevgisiyle güzel olmaya çalışan bir insan; ahirette O’nu daha yakından tanıyıp sevince, yine bu sefer kötüye yönelebilir mi?
  • Hatta dünyada nefsine yenilmiş ama imanını kaybetmemiş bir insan bile, ahirette sıkıntısını çektiği arınma sürecinden sonra kötülüklere yeniden dönmek ister mi?

İşte buradan asıl meselemize geliyoruz:

Bugün ne yazık ki Müslümanlar, ittifak etmek yerine birbirleriyle mücadele ediyor. Farklı cemaat, mezhep veya anlayışlara sahip olanlar; birbirlerine karşı kin besleyebiliyor, sevinmemesi gereken şeylere sevinebiliyor, hatta birbirlerinin zararından memnun olabiliyor.

Oysa insan şunu düşünmeli: Cennette kardeş olacağı birine dünyada düşmanlık etmek nasıl bir çelişkidir? Kin ve adavet, cennet ortamına layık bir haslet midir?

Kur’ân’ın mü’minleri kardeş ilan ettiği bir dünyada, bu kardeşliği zedeleyen her duygu aslında insanın kendi ahiretine zarar verir. Peygamber Efendimiz’in şu uyarısı bu noktada çok çarpıcıdır:

İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.Müslim, Îmân, 93

Demek ki mesele sadece ibadet etmek ve nefsi haram fiillerden sakınmak değil; kalbi de temiz tutmak ve kardeşine karşı adavetten sakındırmaktır.

Yine düşünelim:

  • Geçmişte hakkında kötü düşündüğümüz bir insanın, şuan hiç bilmediğimiz bir iyiliğini gördüğümüzde nasıl mahcup olur ve onun iç yüzünü anlayınca nasıl pişmanlık duyarız.
  • Ahirette de benzer bir durumla karşılaşabiliriz. Belki de küçümsediğimiz, eleştirdiğimiz bir kardeşimizin Allah katındaki değerini gördüğümüzde, çok daha büyük bir pişmanlık yaşayacağız.

Bu yüzden birbirimize itiraz ederek değil, ittifak ederek ilerlemeliyiz. Çünkü din sadece bireysel bir kurtuluş yolu değil; aynı zamanda bir kardeşlik inşasıdır.

Sonuç olarak din, bizi sadece cehennemden korumak için değil; cennete layık insanlar haline getirmek için vardır. Ve cennete layık insan; pis nefsi arzularından arınmış olmanın yanında kin tutmayan, affeden, kardeşini seven insandır.

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızda birbirimize karşı saygılı, nazik ve kardeşçe bir üslup kullanın. Yorumlarınız yapıcı, açıklayıcı ve yazının konusuyla ilgili olsun. Hakaret, küçümseme, itham, beddua, provokasyon veya tartışma amaçlı ifadeler —sitenin amacına uygun olmadığı için— yayımlanmaz. Amacımız birlikte öğrenmek, düşünceyi derinleştirmek, birbirimize faydalı olmak ve bu yolla kardeşlik duygularımızı güçlendirmektir.