Peygamber Efendimiz (a.s.m.) 8 yaşındayken; dedesi Abdülmuttalib vefat edeceği sırada torununu, oğlu Ebu Talib'e emanet etmişti. Bu emanet ile birlikte ciddi vasiyetler de verdi. Böylece Efendimiz 25 yaşında evlenene kadar amcasının yanında kaldı. Hatta peygamberliğin ilanından sonra dahi efendimizin en büyük koruyucusu yine Ebu Talib oldu. Üstelik bu süre zarfında Ebü Talib'in, herkes içinde açık bir iman bildirimi de olmamıştı.
Ebu Talib'in Yanında
Babası Abdülmuttalib'in ölümünden sonra, babasının vazifeleri Ebû Talib'in sorumluluğunda kaldı. Ebû Talib de ticaretle uğraşıyordu. Fakat hem vazifeleri hem de yeğeninin (a.s.m.) bakımını üstlendiği dönemde maddi olarak zorluk çekiyordu. Yine de Efendimiz'i öz evlatlarından ayrı tutmadı. Onun iyi yetişmesi için elinden geleni yapıyordu.
Mekkeliler, normalde çocukları uzun ve meşakkatli ticaret yolculuklarına götürmezdi. Ancak Ebû Tâlib, yeğeninin (a.s.m.) şiddetli ısrarına ve yalnız bırakmaya gönlü razı olmadığı için bir Şam seferine götürdü. Böylece hem yanında korumaya devam edebilecek, hem de ticareti öğretebilecekti. O zamanlar Efendimiz (a.s.m.) 10 ila 13 yaşları arasındaydı. Kervan, Şam yakınlarındaki Busra civarında mola verdiğinde, bölgede yaşayan Hristiyan rahip Bahîrâ; kervanı takip eden bir gölge fark etti. Kervandakileri misafir ederken daha çocuk olan Efendimiz (a.s.m.) üzerinde hâl ve sükûnet, yüzünde ciddiyet ve vakar gördü. İsmini ve yaklaşık doğumunu öğrendiğinde, zihninde tarihi bilgiler canlandı.
Bahîrâ; Ebû Tâlib’e bu çocuğun ileride büyük bir konuma sahip olacağını, Yahudi veya düşman unsurların zarar verebileceğini söyleyerek onu geri götürmesini tavsiye etti. Çünkü kendisinde olan tarihi bilgiler, bazı farklı din alimlerinde de vardı. Ebû Tâlib; bu uyarıyı ciddiyetle dikkate aldı, ticaretini yarıda keserek yeğenini (a.s.m.) Mekke’ye geri götürdü ve onu riskten uzak tutmayı tercih etti.
Efendimiz (a.s.m.) böylece ilk uluslararası ticaret tecrübesini tam gerçekleştiremedi. Fakat Amcası Ebu Talib ile Yemen'in kuzey kesimleri, Tâif çevresi, Kabile içi ticaret güzergâhları gibi yerel ve yarı-yerel seferlere refakat ederek ticaret yolları ve usüllerinde tecrübeler elde etti.

Gençliği
Efendimiz (a.s.m.) amcasıyla birlikte yakın ticaret seferlerine katılıyor ve sefer olmadığı zamanlarda çobanlık yapıyordu. Mekke’de çobanlık, yoksul ama onurlu bir geçim yoluydu.
Allah hiçbir peygamber göndermedi ki, koyun çobanlığı yapmamış olsun.Buhârî, İcâre 2
Efendimiz (a.s.m.) 10-15 yaşları arasında amcasının yanında ticaret seferlerine refakat etti. 16-20 yaşları arasında ise artık kısa ve uzun seferlerde aktif rol almaya başladı. 20 yaşından sonra ise sorumluluklar alarak aktif ticaretler yaptı. Bu ticaretler içerisindeki mallar, bazen kendi ticareti ama çoğunlukla kendisine emanet edilen malların ticaretiydi.
Mekke toplumunda; kumar, içki, gayrimeşru ilişkiler yaygındı. Buna rağmen; bu ortamlara hiç girmedi, şerefi ve iffetiyle tanındı. Bu dönemde kimseye muhtaç olmamaya, borç ve şüpheli kazançtan uzak durmaya dikkat etti. Zamanla ticaret emanetlerini layıkı ile koruyup, satış-pazarlık yetkisi de alarak kazandırmaya özellikle dikkat etti. Daha o zamanlardan bile “el-Emîn” lakabını aldı.
Ebu Talib öz babası olmadığı için yeğenini evliliğe zorlayamazdı. Kadınlar veya aileleri de bir erkeğe nadiren evlilik teklif ederlerdi. Efendimiz yetim olduğu, iyi bir tacir olsa da kendi malını değil başkasının malını yönettiği için teklif alamazdı. Mutemelen kendisi de amcasına niyetini hiç söylemedi.
Hz. Hatice ve Evlenmeleri
Hz. Hatice validemiz yaklaşık 555–560 civarı Mekke’de doğdu. Ailesi, Mekke’nin önde gelen, saygın ve zengin bir tüccar ailesinden geliyordu. Babası, Hâlim bin Hüveylid'dir. Soyu, Kureyş’in güvenilir ve itibarlı kabilelerinden birine dayanır. Küçük yaşlardan itibaren maddi güç ve sosyal statü açısından güçlü bir ortamda yetişti.
Efendimiz'den önce de evlilik yapmıştı. Fakat bu evliliğinden çocuğu olmadan dul kalmıştı. Bu nedenle mallarını bizzat kendisi yönetir, yurtdışına kervanlar gönderir, alım-satım işlerini denetlerdi. İşlerini dürüstlük ve güven üzerine kurar, kimseyi mağdur etmezdi. Bu yönleriyle Hz. Hatice, ticaret ve sosyal hayatında bağımsız kararlar alabilen bir iş kadınıydı. Genç yaşta Efendimiz’i fark edecek gözlem ve sezgiye sahip, olgun ve akıllı biriydi.
O sene ticaret için daha çok mal biriktirmişti. Efendimizi gözlemlediği için onu görevli tuttu ve anlaştılar. Yanına da ev hizmetlerini gören Meysere'yi yardım ve destek için görevlendirdi. Böyle bir sefer için yanında kadın bir yardımcı görevlendirmek büyük güven göstergesidir. Hatta bu durumlar Şam tarafında bile güven olarak algılanan ve ticarette etkili olan bir durumdur. Üstelik bu yolla Meysere sayesinde yolda ve ticarette, Efendimizin hali hakkında bilgi de alabilecektir.
Uzun sözün kısası; Şam'a giderler, ticareti yapıp büyük bir kar ile dönerler. Meysere'nin aktarımı ise Efendimizin üstün ahlakı, emanete hürmet bilinci, ticaret zekası ve yöneticilik kabiliyeti olur. İşlerini teslim edebileceği güvenilir birini arayan Hz Hatice, aradığını bulmuştur.
Kendisinin saygın akrabalarını aracı kılarak, evlenme teklifini Efendimize iletti. Efendimiz de bu teklifi tereddütsüz ve olgunlukla kabul etti. Böylece resmi bir törenle evlilikleri gerçekleşti.
Evlatları
Nübüvvetten önce Efendimiz ile Hatice annemizden 5 evlat dünyaya geldi. Büyükten küçüğe;
- Kasım (künyesi Ebu Kasım oldu)
- Zeynep
- Rukiyye
- Ümmü Gülsüm
- Fatıma
Efendimizin en büyük oğlu Kasım, 2-3 yaşlarında vefat etti. Bu vefat; hayatı evlat acısı, sabır, teslimiyet ve ahiret perspektifi ile örülü olan Peygamberimizin ilk büyük imtihanıdır. Diğer tüm kızları ise Risaletini görebilmiştir.
