Ahsen-ül Amel
Ahsen-ül Amel

"TA'N EYLEMEN HOCALAR": YUNUS EMRE'Yİ ANLAMAK

Yunus Emre’nin sözü kısa, yükü ağırdır. Dili yalın görünür; fakat o yalınlığın içinde saklı manalar, ilk okumada kendini hemen ele vermez. Evet, kısa ve dar kalıba sıkıştırılmış deyişler, geniş tefekkürler ister. Ama verilmek istenen mesaj yine de basit ve sadedir.

Karşılaşmayı ve karşıma çıkınca okumayı sevdiğim “Ben dervişim diyene” şiiri de böyledir. Son zamanlarda bu şiir üzerine gönlüme düşen manaları, bu yazıda kayda geçirmek istedim. Üstelik bu şiir, müslümanlar arası kardeşliğe açılan; günümüzü de içine alan canlı bir hâl anlatır. Sonuçta, günümüzde hepimiz birbirimizin Molla Kasım'ı gibi davranıyoruz.

İşte, bu şiiri kıt'a kıt'a değerlendirmeye ve tefekküre alıp Yunus'u anlamaya ve onun dilinden gönlüme düşeni aktarmaya çalışacağım. Böylece Yunus'un aktarımı ile ortaya çıkan kardeşlik duygusu daha iyi anlaşılsın.

Ben dervişim diyene
Bir ün edesim gelir

Burada "ün edesim" derken ilk başta "kişiyi sarsmak" gibi anlaşılabilir. Ama Yunus, burada kendine derviş diyen kişinin dervişliğini tartmaya ya da iddiasını sorgulamaya girişmez. Sadece, bir dervişle karşılaşınca memnun olup, kendi hâlini anlatma ve kendisini en iyi anlayabilecek o kardeşine içini dökme iştiyakının doğduğunu söyler. "İşitin ey yarenler, Eve dervişler geldi" şiiri onun dervişlerle olan gönül bağını çok güzel izah eder.

Madem bu şiire mana katmak için bir hikaye ile anlatmak, bir usul olmuş. Ben de hikayeleştirerek ama Yunus sadeliğini koruyarak bir "ara giriş" yapayım:

Günümüzde ev sohbetlerinde, sosyal medya sohbetlerinde veya cami hutbelerinde; ahiret yurdundaki sırat köprüsünden, altındaki cehennemden, kimisinin günahı nisbetince cehennemde yanacağından, sonra köprüden geçip veya cehennemden çıkınca bir rahmet ırmağında yıkanıp cennete gireceğinden ve cennet hallerinden bahsedilir. Ama bu anlatış hep uzak bir geleceği, yüzeysel ve şekilsel, belki de insanı korkutarak ve "keşke yaşamasak ama ne yapalım yaşayacağız" hissine sokan bir yapıdadır. Şu anlaşılabilir ki, Yunus da bu tarz bir sohbet ortamında bulunduktan sonra, gönlüne bu şiir düşmüş. Şiir boyunca da bu konu içeriğine atıf yaparak, kendisinin halini izaha başlıyor.

Tanuyuban şimdiden
Varıp yitesim gelir

İşte burada Yunus, o tarz bir sohbette veya akaid dersinde tanıtılan ahiret tasvirlerini daha ilk kıt'adan “şimdiden varıp yitmek” ile anlatarak, o hâlleri yaşamak için şimdiden ahirete varmak arzusunda olduğunu dile getirir. Böylece ahirete dair anlatış tarzından doğan endişeye muhalif olarak; gönülleri korkuyla değil, yakınlık hissiyle ahirete çekmek ister. Yine şiir boyunca da bu hissi kullanır.

Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstüne
Evler yapasım gelir

Bir derviş olarak Yunus, gönlünün bu dünyada yaşadığı darlığı bildiği için, asıl yurt bildiği ahiretin kıldan ince sırat köprüsünü bile bu dünyanın darlığı yanında bir genişlik görür. Hatta dünyayı mesken edinmektense, ahiretin sırat köprüsü üzerinde evler kurmayı daha münasip görür.

Altında gayya vardır
İçi nâr ile pürdür
Varıp ol gölgelikte
Biraz yatasım gelir

Sırat köprüsü altında bulunan, üzerinden geçecek olanı endişeye sevkeden cehennem çukurunu ve içinde dolmuş olan alevi bildirir. Fakat Yunus, gönlünde taşıdığı yangınla kıyaslayınca bu ateşin hafif kaldığını söyler. Bu sebeple, oraya girip bir nebze olsun gönlünü dinlendirme arzusunu dile getirir. Bunu da “gölgelik” ve "serince yatmak" mecaz ifadeleriyle anlatır. Şiiri okuyan, bu mecazlara farklı manalar verebilir. Neticede Yunus, bu dünyada bedeni rahat ama gönlü yangınlı iken; orada bedeni ateşte ama gönlünün ise sükûnda olacağını ifade eder. Fakat sonraki kıt'a çok güzel bir incelik yaparak hal bildirimini devam ettirir.

yunus emre, derviş, ahiret, molla kasım

Ta'n eylemen hocalar
Hatırınız hoş olsun
Varuban ol tamu'da
Biraz yanasım gelir

Yunus burada, yukarıda cehennem için yaptığı "gölgelik" ve "rahat yatmak" benzetmelerinin, zahirde itikad sınırlarını zorladığının farkındadır. İlme ulaşmanın yolu, itikadı korumanın en büyük neferleri olarak gördüğü ve kendisine kardeş bildiği hocaları kızdırıp küstürmek istemez. O hocalara, ilimlerine ve yollarına saygı gösterip, bundan sonra sözlerini itikad sırının içine çeker. Yani "böyle söyledim diye hakkımda kötü düşünüyorsanız canınız sağ olsun, ama ben sözümden vazgeçmem" demez, "evet farkındayım, gücenmenize gerek yoktur; üstelik siz benim sözüme yaklaşmayın, ben sözümü tekrardan size ve hakikate yaklaştırayım" demek ister. Böylece o "gönül yangınının" Allah'a layık bir kul olamadığından geldiğini, bu kusur ve başarısızlık ile gönlünün alev alev yandığını; kendisini dorudan cennetlik görmeyip cehenneme de girmeyi hak eden kullardan olduğunu ifade eder. Sırf hakkında Allah'ın adaleti ve rızası gerçekleşecek, Allah isterse diye, bir süre cehennemde yanmaya razı olduğunu söyler. Bu hal, kulun cenneti bile hak saymaktan haya etmesi ve cezayı mümkün, rahmeti ise tamamen Allah’ın lütfu bilmesidir.

Ben günahımca yanam
Rahmet suyunda yunam
İki kanat takınam
Biraz uçasım gelir

Andan Cennet'e varam
Hak'kı Cennet'te görem
Hûri ile gılmanı
Bir bir koçasım gelir

Yunus burada, edep dairesini terk etmeden, sözünü itikada uygun bir şekilde cennete varma arzusuna bağlar. Sonra da ucu bize ve kardeşliğimize dokuna bir beyit ile şiirini sonlandırır.

Derviş Yunus bu sözü
Eğri büğrü söyleme
Seni sıygaya çeker
Bir Molla Kasım gelir

Burada artık Yunus şunu söylemek istedi demeye gerek yoktur. Bu beyiti, kendimize ve kardeşliğimize vurmamız Yunus'u anlamamıza yeter. Bizler de kendi tefekkürlerimize, gönlümüze düşen manalara ve kardeşlerimize ulaşan sözlerimize dikkat etmekle mükellefiz. Bunun için kendimize şu soruları Yunus'ça sormamız gerekir:

  • Acaba sözümüzü yanlış kurup karşımızdakini yanılışa sürükletebiliyor muyuz?
  • Yanlış anlaşılmamıza sebep olup, kardeşimizi bizden uzaklaştırabiliyor muyuz?
  • Onları itham ediyor gibi görünüp, kardeşimizi bize küstürüyor muyuz?
  • Sözümüzü tashih etmeyi "tükürdüğümüzü yalamak sanıp", kardeşlerimizi kırma pahasına kendimizi düzeltmekten çekiniyor muyuz?
  • Bir yandan da Molla Kasım'lığı abartıp karşımızdaki herkesi incitmekte sakınca görmüyor muyuz?

Ben de bu blogdaki yazılarımı, gönlüme düşen ve heyecanlandıran manaları biran evvel aktarmak için; fazla irdelemeden yazdığım fikirleri, cümleleri ve ifade tarzlarını tashih etmeye başladım. Bu tashih ile hem karmaşık cümle yapılarını sadeleştirme, hem de itikad sınırını zorlayan ve yanlış anlaşılabilecek ifadeleri düzeltmeye niyet ettim. Umarım kusurlarım için, sizler de beni ta'n eylemezsiniz. Allah beni ve sizleri affetsin inşallah.

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızda birbirimize karşı saygılı, nazik ve kardeşçe bir üslup kullanın. Yorumlarınız yapıcı, açıklayıcı ve yazının konusuyla ilgili olsun. Hakaret, küçümseme, itham, beddua, provokasyon veya tartışma amaçlı ifadeler —sitenin amacına uygun olmadığı için— yayımlanmaz. Amacımız birlikte öğrenmek, düşünceyi derinleştirmek, birbirimize faydalı olmak ve bu yolla kardeşlik duygularımızı güçlendirmektir.