Ahsen-ül Amel
Ahsen-ül Amel

RABBİM'İN KULU

Kurban Bayramı vesilesiyle, kurban kesmenin hikmeti üzerine yaptığım bir tefekkür; peş peşe gelen bir fikir silsilesine kapı araladı. Bu düşünceler de şu çerçevede oluştu:

  • Yıl içerisinde nefsimiz için kesip tükettiğimiz onca hayvan varken bir seferliğine Allah için kesip tüketmek, bize bu imkân ve müsaadenin Allah tarafından verildiğini hatırlamak ve hatırlatmak içindir. Kurban kesmenin en büyük hikmeti de budur.
  • Üstelik, faydalandığımız bu hayvanlar da birer canlıdır ve onlar da Allah’ın kuludur. Kurban kesmek; faydalanması için verilen müsaadeyi mülkiyet zanneden insana, kendisini nerede konumlandırdığını hatırlatır. O hâlde, Allah’a saygının bir gereği olarak; onlardan faydalanırken dahi, bu mahlûkata karşı saygılı ve merhametli olmak zorundayız.
  • Hatta, kendisinden faydalanılsın ya da faydalanılmasın, tüm mahlûkat Allah’ın kuludur[1]. Bu sebeple yalnız hayvanlara değil; bitkilere, tabiata ve çevreye karşı da haddi aşmamak, zulmetmemek gerektiği açıkça görülür.
  • Böylece Allah’ın, ‘Koyun da, kedi-köpek de, karınca da, ağaç da Benim kulum (mahlûkum ve mülküm) iken; sana bir noktaya kadar onlardan faydalanma ve müdahale izni vermişken, neden haddi aşıp onlara zulmettin?’ diye soracağı anlaşılır.

O halde biz insanların da, her birimizin Allah'ın kulları olduğumuzu, sürekli kendimize hatırlatmamız gerekmez mi?

Mahlûkatın rızası olmadan sırf bize verilen müsade ile kesmek, yük yüklemek, çalıştırmak ya da müdahale etmek gibi fiillere dahi Allah bir sınır koymuşken; kul hakkının en yoğun, müdahale hakkının en kısıtlı olduğu eşref-i mahlûkat olan insan için çok daha fazla dikkat ve özen göstermek gerekmektedir.

Aslında aramızdaki tüm Müslüman dışı davranışların, kavgaların ve hatta öldürmelerin temelinde şu unutkanlık yatıyor: Karşımızdakinin de Allah’ın kulu olduğunu unutmak. Mesela;

  • Anne-babamız Allah’ın kuludur. Üstelik Allah’ın onlara verdiği anne-baba hakkı sebebiyle; hürmette, itaatte ve hizmette ekstra bir hassasiyet gerekir.
  • Eşimiz Allah’ın kuludur. Bize kul-köle değildir. İstekleri saygıyı hak eder ve üzerimizde geniş hakları vardır.
  • Evlatlarımız Allah’ın kuludur. Onları korumak, Allah’a layık bir kul olarak ve kendi maişetini kazanabilecek şekilde yetiştirmek bizim vazifemizdir. Onlar da birer kul olarak saygıyı hak eder.
  • Kardeşimiz, arkadaşımız ve çevremizdeki tüm insanlar Allah’ın kuludur. İlişki ve iletişimimizde bu hakikati daima gözetmeliyiz.

Sadece kendini düşünen insanlar, karşısındakinin de Allah’ın kulu olduğunu unutarak; bazen ailesine zulmedebilir, bazen çevresiyle çok rahat kavga edebilir ve çekinmeden haklarına girebilir.

Hâlbuki iletişimde olduğumuz her an, ister iyilik görelim ister hata; kalbimizden ve zihnimizden “Rabbimin kulu” demek, bizi yumuşatır ve kalplerin yakınlaşmasına vesile olur.

Bunun da ötesinde; bir insan Hristiyan, Yahudi ya da ateist de olsa Allah’ın kuludur. Hatta bir insan cehenneme girmiş olsa dahi Allah’ın kulu olmaktan çıkmaz. Zira kul olmak, yaratılmış olmakla ve Allah’ın mülkü olup hikmeti ve adaleti gereği üzerinde tasarruf etmesiyle ilgilidir. İman ve inkâr ise, kulun Allah katındaki değerini, akıbetini ve gördüğü muameleyi belirler.

Bu sebeple, bu dünyada yaşadığımız sürece tüm insanlar Allah’ın kuludur. Savaş hâlinde dahi, Allah’ın müsaade ettiğinin ötesinde haddi aşmak caiz değildir[2].

Bütün bu hatırlatmalar ve tefekkürler gösteriyor ki; Allah’a ve Peygamberine iman etmiş her Müslüman, doğumdan ölüme; ölümden ahirete ve ahiretten cennete kadar Allah’ın kuludur ve kul olmaya devam eder. Önceki yazılarda da temas ettiğimiz üzere, tüm Müslümanlar ebedî kardeşlerimizdir[3].

Bir Müslümana yaptığımız iyilik de, kötülük de; yardım da, engel de; güzel söz de, incitici söz de Rabbimizin kullarına yapılmaktadır. Dolayısıyla, kullarına yaptığımız muameleye göre o kulların Rabbi olan Allah da bize muamele edecektir.

İşte bu sebeple, karşımızdaki her insan için kalbimizde “Rabbimin kulu” hatırlatmasını diri tutalım ve mü’min kardeşlerimize karşı söz ve davranışlarımıza dikkat edelim, inşallah.

Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.Buhârî, Mezâlim 3
Müslümanlara eza vermeyin, onları kınamayın, kusurlarını araştırmayın. Zira kim Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa Allah da kendisinin kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurunu araştırırsa onu, evinin içinde bile olsa rüsva eder.Tirmizi, Birr 85

Bu Yazıda Geçen Kavramlar ve Sitede Arama:
  • Kurban: Nimeti verenin Allah olduğunu hatırlatan ibadet.
  • İnsan: İmtihan için yaratılmış sorumlu varlık.
  • Kul: Allah’a ait olan yaratılmış.
  • Saygı: Haddi aşmamaya gösterilen özen.
  • Dikkat: Allah’ın koyduğu sınırı gözetme hassasiyeti.